Psychosomatic thingy is not the reflection or representation of mind in the body. It is the protest. It is the silent scream or passive resistance of the body. Or I better not say passive resistance – it is when the body becomes passive aggressive. It is when you laugh with anger when people think you are physically sick.

It is the convergence of your body and mind. It is having orgasmic pleasure with all of your body as much as crying as a whole with it. It is preferring to shut up and being able to appreciate silence. It is being able to appreciate and bear things that others can’t. It is difference but not différance. It is deferring only when something bothers you so you can converge your body and mind even more.

It is how you expel yourself each time you throw up.

Tags: ,

İngilizceyi çok seviyorum. Nedenim ise öncelikli olarak şu: bir şeyleri ifade etmek daha kolay geliyor çoğu zaman. Anadil illaki güzeldir. Ama İngilizce’deki minimum sözcükle çok şey anlatma işini çok seviyorum. Aslında vereceğim örneğin ve bu yazıyı yazma nedenimin dil ekonomisiyle ilgisi de yok. Bu yazılar da sadece konuya girmek için bahane.

Rocket science! Ne kadar çok şey anlatıyor bu sözcük öbeği… Wtf? diyenler olacaktır. Ben de derim ki; ffs! rocket science ftl!

Tags:

Köşe yazısı ya da gazete okuyarak dünyaya daha geniş bir perspektiften bakıldığına inanan insanlardan değilim. Okumam, eksikliğini de hissetmem. Ara sıra haberler nasıl anlatılıyor/aktarılıyor diye bakarım o kadar.

Yakın zamanda Seda Hepsev‘in yazısıyla (“Sınır Çizgisi: Köşe Yazarlığı, Blog Yazarlığı”) fark ettiğim feminizm/kadın deneyimi/kadın dili ve köşe/blog yazarlığı arasındaki bağlantı ile ayrı bir ilgilenmeye başladım.

Feminist/kadın yazar ve kuramcılar, yazdıkları konular ve yazma üsluplarıyla farklılar. Tabii ki bu durum herkes adına konuşan ve yazan erkekleri rahatsız ediyor.

» Read the rest of the entry..


Ntvmsnbc - RodinDün ntvmsnbc sitesine bakarken ana sayfada bir haber gördüm ve oldukça şaşırdım. Baktım habere, neymiş diyerek.

Yaklaşık bir gün ana sayfada kalan ve ‘resimli’ olan bu haber hakkında ilk gördüğümüz “Taksicilerden Rodin Yorumu.” Haber başlığı ise “Taksiciler Rodin’i Sevdi.”

Merak edip yazıyı okumaya devam ettim:

İçlerinden biri Rodin’in Havva yapıtının önünde durdu ve Havva da dahil heykelleri ‘çok müstehcen’ bulduğunu söyledi. Arkadaşı girdi söze… “Ne olmuş yani, Kenan Evren de nü resim yapıyor.”

TAPARSAN GÜNAH TAPMAZSAN DEĞİL!
Sergi boyunca Rodin’in eserlerini anlatan sanat danışmanı Hüma Arslaner, Havva heykelini anlattıktan sonra taksicilerden biri şu yorumu yaptı: “Allah-ü Teala da insanı çamurdan yaratmadı mı?”
“Heykeli günah kabul ediyor musunuz?” diye sorduğumuzda, “Taparsan günah, tapmazsan değil” yanıtını verdi.

Bu kadar alıntı yeter. Merak ettiğim bir şey var. Kime hitap ediyor bu haber?

» Read the rest of the entry..

Tags: , ,

Ucuz köşe yazısı başlangıcı yapayım ve cinselliğin yaşamdaki en önemli üç şeyden biri olduğunu söyleyerek başlayayım. Bunun arkasına ‘hiç şüphesiz…’ diye devam etmek gelirdi kesin, ancak yeni bir paragrafa geçeyim:

Biraz önce ntvmsnbc.com ana sayfasında şu haberi gördüm: “Sperm sorununa ‘kökten’ çözüm.” Demişler ki, bazı bilim insanları kök hücreden yapay sperm yapmayı başarmışlar ve bunu fareler üzerinde olumlu şekilde denemişler. İnsanlarda da başarılı olması durumunda kısırlık da bitecekmiş. Buna karşı çıkan kişiler ise ‘erkekleri gereksiz bir tür haline getireceğini’ söylemişler habere göre. Bu sözü erkeklerin dediğine şüphe yok.

» Read the rest of the entry..


İngilizceyi ilk öğrendiğim yıllarda independence (bağımsızlık) sözcüğünün anlamını karıştırırdım. Independence bağımsızlık mı demekti yoksa tam tersi mi? Aynı konu Türkçe’deki bağımsızlık ifadesinde de geçerli aslında. Ne demek istediğimi şöyle açıklayayım:
Bu, quite ve quiet sözcükleri gibi basit bir anlam karıştırma değil aslında, bize/bana çok daha fazla şey söylüyor.

Bana küçükken bu sözcükle ilgili olarak şu çok ilginç geliyordu: Dependence ne demek? Bağımlılık, bir şeye bağlı olma, özgür olmama. Peki, özgürlük anlamını ifade etmek için neden bağımlılık/dependence özcüğünün önüne olumsuzluk eki getiriyoruz?

Üff Alper, hep zırvalıyorsun diyenler vardır kesin. Ancak bu gerçekten çok fazla şey söylüyor, dil ve ideoloji konularında.

Dependence sözcüğü bize diyor ki, öntanımlı olan bağımlı olmaktır. Sizler, bizim izin verdiğimiz ölçüde bağımsızsınız. Sizin özgürlüğünüz, ancak bağımlı olma ifadesinin olumsuzu ile mümkün kılınır. Bağımsız olmak, öteki olmaktır. Nasıl, İngilizce’de kadın (woman) demek için ‘man’ sözcüğünü kullanmak (woman)zorundayız, bu da böyle bir şey.


Action HeroineÇok ilginç bir şey bu.

Yazdığım research paper‘ın konusu gereği action heroine (yani aksiyon kadını, kadın aksiyon kahramanı) ifadesini sık sık kullanıyorum.

Microsoft Word ise her action heroine ifadesinin altını çiziyor. Action hero‘da (yani erkek aksiyon kahramanı) problem yok. Sadece heroine yazdığımda da problem yok. Ancak Action heroine yazdığımda Word diyor ki: ‘böyle olmaz arkadaşım, hero demek istedin galiba, sen bunu hero yap en iyisi.’

Ne kadar ilginç :) Bence de aksiyon kadını olmaz aslında, ters bir şey. Daha doğrusu aksiyonun gendered tür olduğunu ve sadece kadına erkek rolünün verilmesinden ibaret olduğunu düşünürsek ilginç hal alıyor. Microsoft’da bunun farkında olsa gerek, uyarıyor. Bunun çok geniş açılımları var tabii ki, ancak bunları burada yazacak vaktim ve isteğim yok. sekizgündaha yazımın yorumlarından biraz anlaşılabilir ne demek istediğim.


busabaherkenkalktım akşam olsadayatsam sınavım vardı ona çalıştımbiraz sınavda çokyoruldum biraiçtim serinledim duş alsamda serinlesemdiyorum yarına-essay yazmamgerek canım istemiyor bugün sınavda kristevacixous yazdım kristevayı çok seviyorum senideçokseviyorum onu da çok seviyorum şimdi karar verdim biraz essay yazıp öyleduşalacağım hadibenduşa giriyorum ama öncedondurmayiyeceğim çünkü essayyazmamgerekiyor


İnekBugün iri parçalardan oluşmuş ve oldukça güzel olan bir sebze yemeği yedim, yalnızdım. Düşündüm, şimdi birisi olsa yanımda, ne derdi?

Sadece bir varsayım değil. Sık sık olan bir şey.

“Onu nasıl yiyorsun? Et yemeden insan nasıl yaşar” vs vs…

Bir de şu var: “Vejetaryen olmak zor değil mi?” Hayır değil! Bu gereksiz sorulara yanıt vermekten daha zor değil.

E sormuşsa ne var diyeceksiniz, ama sormaktan sormaya da fark vardır. Yeni tanıştığım birisi olsa tamam, e ama neden yıllardır bunu bilen insanlar böyle şeylerle geliyorlar bana?

Neden diye soranlara ‘vejetaryenim’ diye yanıt da vermem pek. Etoburlar ne zaman kendilerini isimlendirirler, ben de o zaman vejetaryenim derim. Bu yüzden ‘et vs yemiyorum’ demeyi tercih ederim hep.
Bir de şu var ki:
» Read the rest of the entry..


SIKüçüklüğümden beri ilgili oldum böyle şeylerle. Bölüme geldikten sonra biraz “eyh yeter be” dedim ancak hala ilgim var, ki zaten kendi gelişimim için çok şey borçluyum buna. Babam da bu konularda çok disiplinlidir ve bu konudaki birçok şeyi de ondan öğrendim. Hassas olduğu konulardan bir tanesi birimlerin nasıl yazılacağı. Şu birimin simgesi şudur, şuraya birimi koymayı unuttun, gibi şeyleri duydum durdum ortaokulda ve lisedeyken babama bir şeyler sorduğumda. Babamın yaptığı başka şey ise, sorduklarımdan ve seviyemden daima fazlasını anlatmış olması. Ortaokulda, kimyayı ilk öğrendiğim zamanlarda, yanına oturtup elementlerin, moleküllerin geometrik modellerini çizer, maketlerle gösterirdi. Bu sırada başka öğrendiğim şey ise birimlerin nasıl belirlendiği ve standardize edildiği oldu. Ancak bugün aklıma gelen bir şeyi hatırlayamadım: SI birim sisteminde, uzunluk birimi olan metre nasıl tanımlanıyordu? Sordum, sonra da küçük bir araştırma yaptım. Buraya da yazayım istedim, çünkü ilginç. Neden ilginç? Şu yüzden:

» Read the rest of the entry..

Tags: ,

mumblings on life, literature, computers, media, whining, university life, movies, poetry, music, internet, procrastination, technology, media, horror, gender, blogging, concerts, film studies, wordpress, sexuality, vegetarianism, ideology, i greatly dislike sugar in my coffee, and all other unnecessary crap you would otherwise ignore.