Found this German theatrical trailer of this great movie Dellamorte Dellamore on Youtube. Enjoy!

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=fXI0DjVmrP4]


30 Days of NightIf you know me or checked the blog a little to see the earlier posts on movies you must have recognized I’m into horror movies. But I don’t have much expectation from these movies as it’s just “more blood, more fun” principle. There are great examples of movies in this genre too for sure such as Dellamorte Dellamore.
So, anyway… I went to see 30 Days of Night last night. I didn’t have much expectations actually – as most people who vote for these new movies on IMDB or any other site are usually people, who like blockbusters etc. But for this movie, there were two sides: those who say “omg this movie rocks” and others “damn, this is sh*t!” So I thought this was another stupid horror movie with lots of shock sound effects and scenes. But it turned out to be the opposite – well, of course there were a couple of those.

This is a typical vampire movie with a few changes. The first thing I noticed was that the movie focuses quite a lot on the vampires themselves. For sure, these are not zombies, who are brainless, nor these are female seductive vampires. In short, in this kind of a movie, you don’t expect this much focus on the vampires, and I think what makes this movie good is that we see vampires talk among themselves (yes, they have a language!), pose their own ideas and communicate with the human species. This is probably because the vampire leader is a well-known actor – Danny Huston. Another note about him is, I was watching the movie with my girlfriend and she literally found him attractive. Well, and I found the woman vampire leader pretty attractive – but that’s me and my bizarre taste. This is interesting as well – while watching vampire movies, who have kinda deformed bodies covered with blood, how many times do you end up finding them sexy? Anyway, Here’s the trailer of the movie:

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=Ov1wlc0zGMQ]

Another thing is, we don’t have the typical vampires with fangs and all that. As I hinted earlier, we got a pretty socialized group of vampires – and they are careful with birthcontrol as well. They don’t want everyone to turn into vampires and they just kill them. And yes! There is plenty of gore in the movie and this movie does its job in scaring you.

As for the story, I thought some parts were pretty cliché apart from the ending: We still got this poetic justice: polygamic sex-crazed youth dies quick, those who are not good to their families die as well, and only true heterosexual etc etc love and solidarity wins. The visual aspects too: We don’t have this mock dark atmosphere as it is in the remake of Texas Chainsaw Massacre, which supposedly makes that movie scary.

But I better not be unfair to 30 Days of Night. Though it is a mainstream horror movie, 30 Days of Night will probably gain cult status in the future with its slow action and nice development of story – just like Near Dark.

30 Days of Night - 1 30 Days of Night - 2 30 Days of Night - 3 30 Days of Night - 4

Tags: ,

MusallatI read this in a newspaper a few days ago. According to the news (in Turkish), the filmmakers of the new Turkish horror movie Musallat asked for permission (the regular writing/payment thing) for their film poster to appear at bus stops and billboards in Istanbul. The reply they got was that the nude guy on the poster had sexual connotations and he had to wear something, so they made a censored version

Later news says that it was a joke (again in Turkish) done by some people at the billboard advertising company. If so, then where did those quotes in the news from the transportation section of the municipality come from? I don’t know whether this actually happened, whether the officials had to claim the opposite due to publicity of this news, or whether this was part of marketing the movie.

Interesting thing is that this is a typical patriarchal reaction to the viewing of the male body. Or, rather a fear of eroticization of the male body. After all, according to this male-dominated ideology, man is the looker and women is the looked-at, and you need to separate and maintain these borders.

The filmmakers must have internalized this fact a great deal since the language they use in the news only shows some surprise and not much else – as if they are saying “yeah, you are right.”

Well, the world we live in is pathetic.


The Curse of the Werewolf
The Curse of the Werewolf filmini geçen izlediğimde ciddiyetin yanında biraz da tebessüm vardı.

Filmdeki ilgili olay örgüsünü kısaca özetleyerek demek istediğim yere de geleceğim:

Öncelikle, önemli konu şu: filmde bir anlatıcı var. Bu anlatıcının daha sonra bir karakter olduğunu öğreniyoruz ve filmdeki olayları anlatıcının dilinden dinliyoruz. Filme geçecek olursak: Bir dilenci (cahil olduğunu öğreniyoruz) neden pazar günü olmadığı halde kilise çanlarının çaldığını sorar. Bardakiler markizin evlendiğini ve bunun, kutlamak için olduğunu söylerler. Dilenci, bardakilerden para ister. Bardakiler ise (dikkat, sosyal mesaj geliyor) kendi vergilerinin bu düğünde çarçur edildiğini ve gidip markizden para istemesini söylerler. İlginçtir ki, naif dilencimiz gerçekten de kaleye gider ve para ister. Birkaç olay sonrasında dilenci zindana atılır ve orada unutulur. Zindancı ve dilsiz kızı ona bakarlar. Zindancı bir süre sonra ölür ve artık büyümüş kızı ona yiyecek götürmeye devam eder. Bir şekilde dilsiz kız da zindana girer. İnsanlıktan çıkmış dilenci (görünüğü itibariyle kurtadam oldu olacak) dilsiz kıza tecavüz eder. Kız kaçar eder ve daha sonra anlatıcı tarafından bulunur. Anlatıcı, olayların böyle geliştiğini söyler…

» Read the rest of the entry..


ŞeytanŞeytan‘ı birçok kişi duymuştur. The Exorcist‘in rip-off ya da yeniden yapımı ve Türk yapımı korku filmi.

Bir şekilde edindiğim filmi, ilk uygun olduğum gün izledim. Bu tür şeylerde kendini gülmek için zorlayan insanlardan olmuyorum. Ancak bir sahnede kahkaha atmadan edemedim ve filmin bir kısmını da tebessümle izledim.

Film birkaç küçük değişiklik dışında, The Exorcist‘in aynısı. Değişiklikler ise (Müslüman) Türk izleyici düşünülere yapılmış. İncil yerine Kuran, Kutsanmış Su (Holy Water) yerine de Zemzem Suyu bulunuyor. İbadet yeri kilise yerine cami, din adamı ise papaz değil, Müslüman din alimi. Ancak, şaşırtıcı bir şekilde, müzik bile The Exorcist ile aynı! Mike Oldfield’ın Tubular Bells‘inin introsu, bu filmde de kullanılıyor.

Filmin, Türkiye sınırlarını aşmış bir kült olduğundan bahsetmeye gerek yok: prodüksiyon kötü, yönetmenlik gerçekten kötü, vs vs. Şeytan‘ın, diğer Türk filmleriyle de ortak olan başka bir yönünden ve bana ilginç gelen bir özelliğinden bahsetmek istiyorum.

» Read the rest of the entry..


Dr. Jekyll and Sister HydeYapmak istediğiniz şeyler ömrünüzü aşıyorsa ne yaparsınız? Ölümü alt etmek için, Dr. Jekyll ölümsüzlük iksiri yapmaya karar veriyor.

Birçok kez beyaz perdeye uyarlanan Dr. Jekyll and Mr. Hyde‘ın bu uyarlaması, Jekyll’in süperegosu alınmış insana değil, bir kadına dönüşmesini konu ediyor. Hammer Studios’un (kült!) yaptığı filmde, Mrs. Hyde zamanla daha baskın olmaya başlıyor. Benim bahsetmek istediğim şey de bu noktada geliyor zaten.

Ancak öncelikle şundan bahsetmek gerekir: Bilim, bir tema olarak, -genelde- dinin ve tanrının karşısında bulunur edebiyatta. Dr. Jekyll‘da bunu konu alan bir öykü. Film de bu temayı barındırıyor. Zaten, ölümsüzlük iksiri ‘tanrıyı oynamak,’ onun yerini almaya çalışmakla eş tutulmuş sürekli. Dr. Jekyll, ölümsüzlük iksirini üretirken bir şeye gereksinim duyar: kadın hormonu. Bunu edinmek için ise sıkça ölü kadın bulmalıdır. Bir süre morgdan gereksinimini karşılar. Orası bittikten sonra ise gereksinim duyduğu şeyi kendi bulmalıdır.

» Read the rest of the entry..

Tags: , ,

CarrieBazı filmlerin bir kısmını görüp, iyi bir film olduklarına anında karar verebilirsiniz. Carrie de öyle bir film benim için. Yer yer huzursuz ettiği doğru. Ancak tam bir korku filmi denemez. Daha çok okulda geçen bir teenager filmi.

Türkiye’deki okullarda pek bulunmaz bu ancak loser/nerd ve jerk ilişkileri Amerika’da çok problemlidir. Bununla ilgili belgesel bile izlemiştim. Loser/nerd’ler üzerinde öyle bir iz bırakır ki jerk’ler, gelecekte onlardan hala nefret ederler. Brian de Palma‘nın Carrie‘sinde de bir loser/jerk durumu bulunmakta. Carrie arkadaşları tarafından sürekli hor görülen ve bu yüzden kendine güveni olmayan bir kız. Lise son sınıfta ilk reglini olan birisi. Zaten film de bu olay ile başlıyor. Bu sahneyle Carrie ve kan ilişkisi de kuruluyor. Kan ve iğrençlik (~abject) konularına The Hunger yazımda biraz girmiştim. Aşağıdaki bulunan film görüntülerinde gördüğünüz gibi, filmin sonunda da kan ile ilintisi kuruluyor. Ancak bu sefer doğal bir şekilde değil. Ona eşek şakası yapan okul arkadaşları üzerine hayvan kanı döküyorlar.

» Read the rest of the entry..

Tags: , ,

VampyresKadınlar… Vampirler… Biseksüeller… Biseksüel vampir kadınlar: Vampyres.

Vampyres bariz bir sexploitation filmi ve her zaman ki gibi seksist bir film. Aslında biseksüel demek yanlış oluyor yukarıda. Çünkü filmlerin çoğu erkek izleyici için yapılıyor. Genel kanı ise erkeklerin iki kadını sevişirken izlemekten hoşlandıkları. Bununla birlikte, her ne kadar izlemek beğenilen bir aktivite olsa da, yanda gördüğümüz iki vampir kadının hemcinsleriyle ilintileri yok.

Her neyse, film her gün yoldan geçen erkekleri baştan çıkararak şatolarına götüren iki kadın vampirin öyküsünü anlatırken, bol bol çıplaklık ve seks sunuyor. İzlediğim sansürsüz versiyon bol bol gaze fırsatı veriyordu. Hatta aşağıda görüntülerini gördüğünüz duş sahnesinde kamera, yaprakların arkası ve röntgencilik hissi verecek diğer yerlerden de gösteriyor bize çifti.

» Read the rest of the entry..


Dementia 13Sanırım seksist olmayan bir korku filmi yok…

Dementia 13, Francis Ford Coppola‘nın ilk önemli filmi. Roger Corman ise, filmde prodüktör olarak bulunuyor. Dementia 13 bir korku filmi, fena film değil ancak oldukça seksist.

Filmdeki karakterlerin çoğu steryoptip: pek gelişmeyen değişmeyen ve görünce tanıdığımız karakterler. Konu kadınlar olunca onları tanımak çok daha kolay oluyor. Ancak önce erkeklerden bahsedelim. İlki Doktor Justin Caleb: olayları çözen, mantığın ve aklın sesi doktor/erkek tiplemesi. Richard da benzeri bir karakter. Neredeyse tek zeki ve gözü açık karakter.

Kadınlar da ne yazık ki bu olumlu tipler bulunmuyor.

» Read the rest of the entry..

Tags: , ,

Il CartaioDario Argento‘nun son filmi olan Il Cartaio (The Card Player) tam bir düş kırıklığı oldu. Önceki filmlerinden izlediğimi hatırladığım bir tek Suspiria var. Çok güzel bir film. Ancak bu, gerçekten vasat.
İnternet üzerinden polislerle poker oynayan bir seri katil. Kazanırsa, kaçırdığı kişileri kamera karşısında öldürüyor. Kaybederse serbest bırakıyor. Peh… Kötü bir öykü.

Aslında, sadece öykü de değil. Filmin anlatısı, yapısı, içeriği de oldukça basit ve Hollywood-vari.

İnternet, bilgisayarlar vs vs… Bu ayrı bir mevzu. Bundan 50 yıl önceki bilimkurgu filmler ve diğer kurmaca eserler, gelecekteki yaşama olan korkuyu gösterirlerdi. Daha sonra ise siberpunk geldi ve postmodern bir tutumla, bu korkuyu bir kenara attılar. Daha detaylı söyleyecek olursam: Başta teknoloji korkusu (örneğin Godard’ın Alphaville‘i), ardından siberpunk dönem (Blade Runner) ve şimdi de böyleleri. Teknolojiden korkma nedenimiz farklılaşıyor. Cep telefonlarına fotoğraf çekme özelliği eklenmesiyle başlayan rahatsızlığın benzeri. Anonimitenin artması, mahremiyetin kalmaması vs vs vs…

Bunlar hakkında çok bilgim yok… Bunlar dışında da oldukça boş bir film.

Tags: ,

mumblings on life, literature, computers, media, whining, university life, movies, poetry, music, internet, procrastination, technology, media, horror, gender, blogging, concerts, film studies, wordpress, sexuality, vegetarianism, ideology, i greatly dislike sugar in my coffee, and all other unnecessary crap you would otherwise ignore.