Dünya Kupası maçlarından hiçbirini tamamen izlemedim. Pek keyfi de kalmadı zaten. Küçükken daha zevkli oluyordu izlemesi. Final maçının ise ilk bir saatindan sonrasını izledim.

Oldukça sıkıcıydı. Zidane’a şaşırdım, nasıl oldu da öyle bir faul yaptı diye. Trezeguet’nin tipini sevmiyorum. Tuhaf, sürekli gülümseyen rahatsız edici bir tipi var. Fransa’yı da niye bilmiyorum sevmem pek. Yirminci yüzyıl düşünürlerini severim Fransa’nın, ancak neden bilmiyorum Fransızlar oldukça gıcık geliyorlar bana. “Hi” deyince “bonjour” şeklinde yanıt veriyor olmaları buna etken olabilir, bilmiyorum.

Sonuç olarak kupayı İtalya aldı. Portekiz olsaydı keşke.

Ek: Bir de, Zidane’ı seviyorum. Semiyotik olarak iyi bir insan tipi çiziyor. Bir de Cezayir asıllı olması sempati duymama neden oluyor :D. Düşeni sevme durumları…


Fenerbahçe - GalatasarayEzeli rekabette bu haftasonu yeni bir maç varmış. Baktım herkes bir anket düzenliyor. Fenerbahçe alır diyorsan bilmem nereye mesaj at, Galatasaray alır diyorsan şuraya tıkla.

Dedim, bu dünyayı ilgilendiren olayda benim de bir sesim olsun. Alın size anket, tıklayın, istediğinizi yapın. İlle cep telefonlarınızı kullanmak istiyorsanız, bana kısa mesaj atabilirsiniz. Sizin için eklerim buraya.

İki takımdan birini tutuyorsanız, oy verin, arkadaşlarınıza da haber verin ki, diğer takımın oyları altında ezilmeyin. Zaten verdiğiniz oylar maç sonucunu etkileyecek, ne kadar çok kişiye haber verirseniz o kadar iyi.

Verdiğiniz oylardan elde ettiğim gelirle alkol ve abur cubur falan alacağım.

[Bu yazı eskidiğinden buradaki oy verme aparatını kaldırdım.]


mumblings on life, literature, computers, media, whining, university life, movies, poetry, music, internet, procrastination, technology, media, horror, gender, blogging, concerts, film studies, wordpress, sexuality, vegetarianism, ideology, i greatly dislike sugar in my coffee, and all other unnecessary crap you would otherwise ignore.