Category: Serious

Köşe yazısı ya da gazete okuyarak dünyaya daha geniş bir perspektiften bakıldığına inanan insanlardan değilim. Okumam, eksikliğini de hissetmem. Ara sıra haberler nasıl anlatılıyor/aktarılıyor diye bakarım o kadar.

Yakın zamanda Seda Hepsev‘in yazısıyla (“Sınır Çizgisi: Köşe Yazarlığı, Blog Yazarlığı”) fark ettiğim feminizm/kadın deneyimi/kadın dili ve köşe/blog yazarlığı arasındaki bağlantı ile ayrı bir ilgilenmeye başladım.

Feminist/kadın yazar ve kuramcılar, yazdıkları konular ve yazma üsluplarıyla farklılar. Tabii ki bu durum herkes adına konuşan ve yazan erkekleri rahatsız ediyor.

» Read the rest of the entry..


İngilizceyi ilk öğrendiğim yıllarda independence (bağımsızlık) sözcüğünün anlamını karıştırırdım. Independence bağımsızlık mı demekti yoksa tam tersi mi? Aynı konu Türkçe’deki bağımsızlık ifadesinde de geçerli aslında. Ne demek istediğimi şöyle açıklayayım:
Bu, quite ve quiet sözcükleri gibi basit bir anlam karıştırma değil aslında, bize/bana çok daha fazla şey söylüyor.

Bana küçükken bu sözcükle ilgili olarak şu çok ilginç geliyordu: Dependence ne demek? Bağımlılık, bir şeye bağlı olma, özgür olmama. Peki, özgürlük anlamını ifade etmek için neden bağımlılık/dependence özcüğünün önüne olumsuzluk eki getiriyoruz?

Üff Alper, hep zırvalıyorsun diyenler vardır kesin. Ancak bu gerçekten çok fazla şey söylüyor, dil ve ideoloji konularında.

Dependence sözcüğü bize diyor ki, öntanımlı olan bağımlı olmaktır. Sizler, bizim izin verdiğimiz ölçüde bağımsızsınız. Sizin özgürlüğünüz, ancak bağımlı olma ifadesinin olumsuzu ile mümkün kılınır. Bağımsız olmak, öteki olmaktır. Nasıl, İngilizce’de kadın (woman) demek için ‘man’ sözcüğünü kullanmak (woman)zorundayız, bu da böyle bir şey.


Action HeroineÇok ilginç bir şey bu.

Yazdığım research paper‘ın konusu gereği action heroine (yani aksiyon kadını, kadın aksiyon kahramanı) ifadesini sık sık kullanıyorum.

Microsoft Word ise her action heroine ifadesinin altını çiziyor. Action hero‘da (yani erkek aksiyon kahramanı) problem yok. Sadece heroine yazdığımda da problem yok. Ancak Action heroine yazdığımda Word diyor ki: ‘böyle olmaz arkadaşım, hero demek istedin galiba, sen bunu hero yap en iyisi.’

Ne kadar ilginç :) Bence de aksiyon kadını olmaz aslında, ters bir şey. Daha doğrusu aksiyonun gendered tür olduğunu ve sadece kadına erkek rolünün verilmesinden ibaret olduğunu düşünürsek ilginç hal alıyor. Microsoft’da bunun farkında olsa gerek, uyarıyor. Bunun çok geniş açılımları var tabii ki, ancak bunları burada yazacak vaktim ve isteğim yok. sekizgündaha yazımın yorumlarından biraz anlaşılabilir ne demek istediğim.


Alternatif TarihBir arkadaşım, yanda bir karesini gördüğünüz flash animasyonu yolladı. “Smoke Kills” (Sigara Öldürür) başlıklı animasyon, Rusya Başkanı’nın nasıl öldüğü, Clinton-Lewinsky skandalının aslında nasıl olduğu, 11 Eylül olayının asıl nedeni gibi konularda önemli fikirler vermekte. Arkasından ise, 3. Dünya Savaşı’nın bunlarla ilişkisini görüyoruz. antimult.ru‘nun yaptığı animasyonu, bu bağlantıyı tıklayarak izleyebilirsiniz. Ana sayfadan diğer animasyonlarına da ulaşabiliyorsunuz. Resimlerden anladığım kadarıyla, muhalif bir site.
İzlerken, şimdiye kadar düşünmediyseniz, şunu da düşünmek gerekli. Tarih dediğimiz şey, kimin tarihi? Haberlerde gördüğümüz şeyler, gerçekte olanların ne kadarı? Ya da gerçekte olanın nasıl anlatılanı?


Watson - CrickBugün hiç bitmeyen kütüphane işleri için Bilkent Üniversitesi’ne gittim. İlgimi çeken bir afiş gördüm. O an acele etmemek ve geniş bir vakitte gitmek için merakımı bastırdım.

12 Nisan’da açılmış sergiyi 14 Ekim’e kadar görebileceğiz. Duyuruda yazdığına göre, DNA’nın yapısının keşfinin 50. yılı için hazırlanan sergi, daha önce New York, Zürih ve Berlin’de beğeniye sunulmuş.

Eminim ilginç belgeler ve kocaman DNA modelleri vardır :)

Sergiyle ilgili İngilizce ve Türkçe duyuru bulunmakta. Ayrıntılı bilgiyi oralardan bulabilirsiniz.

Tags:

televizyondaki gibiBirçok kişi gibi, ben de ara sıra oturup bu reklamları izlerim. Üründen dolayı değil de, ürünü anlatmak için neler dedikleri, hangi taktikleri uyguladıklarını görmek için. Bu konuda uzman değilim, ancak bu yirmi dakika süren reklamların içerdiği abuk subuk teknikler de fark edilmeyecek gibi değil. Özellikle aşağıya da bir tanesini eklediğim önce sonra fotoğrafları/görüntüleri :-w. Bunu yazmak nereden aklıma geldi peki? Sınava çalışıyordum, ve kitapta şöyle bir ifade gördüm:

» Read the rest of the entry..

Tags:

SIKüçüklüğümden beri ilgili oldum böyle şeylerle. Bölüme geldikten sonra biraz “eyh yeter be” dedim ancak hala ilgim var, ki zaten kendi gelişimim için çok şey borçluyum buna. Babam da bu konularda çok disiplinlidir ve bu konudaki birçok şeyi de ondan öğrendim. Hassas olduğu konulardan bir tanesi birimlerin nasıl yazılacağı. Şu birimin simgesi şudur, şuraya birimi koymayı unuttun, gibi şeyleri duydum durdum ortaokulda ve lisedeyken babama bir şeyler sorduğumda. Babamın yaptığı başka şey ise, sorduklarımdan ve seviyemden daima fazlasını anlatmış olması. Ortaokulda, kimyayı ilk öğrendiğim zamanlarda, yanına oturtup elementlerin, moleküllerin geometrik modellerini çizer, maketlerle gösterirdi. Bu sırada başka öğrendiğim şey ise birimlerin nasıl belirlendiği ve standardize edildiği oldu. Ancak bugün aklıma gelen bir şeyi hatırlayamadım: SI birim sisteminde, uzunluk birimi olan metre nasıl tanımlanıyordu? Sordum, sonra da küçük bir araştırma yaptım. Buraya da yazayım istedim, çünkü ilginç. Neden ilginç? Şu yüzden:

» Read the rest of the entry..

Tags: ,

Gözleri sansürlü fokBir süre önce gördüğüm bir haber. Bugün de balina avıyla ilgili haberi görünce buradan hatırlatayım istedim. Gerçi, bu tür haberleri fok ve balinalarla sınırlı tutmak çok liberal bir hareket. Bu haberleri hazırlayanların ve okuyanların etobur olduklarını düşünüyor olmak ayrı bir ironi. Özellikle, şirin bir fok fotoğrafını en üste koyup, alt taraflara ise kürkleri alınmış fokları koymak (önce-sonra fotoğrafları gibi) çok ucuz bir numara. Canlıları korumak için, ne şirin olmaları gerekiyor, ne de güzel görünmeleri.

Yıllar önce bir arkadaşım şöyle bir laf etmişti “sokak köpeği” ifadesi için: “hayvanların önce doğal yaşam ortamlarını bozuyorsun, oraları işgal edip, betonlarla dolduruyorsun, ardından da onları ‘sokak köpeği’ diyerek dışlıyorsun.” Aslında sömürgecilik dönemine ne kadar da benziyor. Kongo’yu ya da Cezayir’i işgal edip, ardından da oranın halkını medeni olmamakla (uncivilized) suçlamaktan pek de farkı yok bu durumun.

» Read the rest of the entry..

Tags: ,

Bu ara popüler kültür ürünlerindeki bu tür ıvır zıvıra bakmak ilgimi çekiyor. Radiohead’in Ok Computer adlı albümünden “Fitter Happier” adlı şarkısının çevirisi bir süredir elimdeydi. Odamı toparlarken, eski gereksiz şeyleri atarken yakın zamanda tekrar bulmuştum dergiyi. Paylaşayım istedim. Çeviri İmlasız adlı derginin üçüncü sayısından (Eylül/Ekim 2003). Şarkının İngilizce sözlerini burada bulabilirsiniz.

[Eskiden burada dinlenilebilen bir şarkı vardı. Ancak bu yazı eskidiğinden kaldırdım.]

Daha uyumlu, daha mutlu*

daha üretken
rahat
içkiyi fazla kaçırmıyor
spor salonunda düzenli egzersizler (haftada 3 gün)
şu anki iş arkadaşlarıyla ilişkilerini geliştiriyor
» Read the rest of the entry..

Tags: ,

Eskiden nasıldı bilmiyorum, ama günümüz yaşamının metinlerarasılığı (intertextuality) çok fazla kullandığını düşünüyorum bazen. Bunu kendi içinde tutarlı bir ‘teori’yle falan açıklamaya çalışmayacağım. Ancak bir süredir düşündüğüm bir şey var.

» Read the rest of the entry..


mumblings on life, literature, computers, media, whining, university life, movies, poetry, music, internet, procrastination, technology, media, horror, gender, blogging, concerts, film studies, wordpress, sexuality, vegetarianism, ideology, i greatly dislike sugar in my coffee, and all other unnecessary crap you would otherwise ignore.