Category: movie

Yıllar önce sinemada Intimacy (Mahremiyet) izliyordum. Birkaç sevişme sahnesinde yaşlıca bir teyze ‘cık cık cık’ demeden edemedi. Oldukça yüksek sesle yapıyordu ve birkaç seferden sonra cidden rahatsız olmaya başlamıştı. Ancak sadece gülüyordum.

Bir süre önce, şans eseri Silent Night, Deadly Night adlı filmin IMDB forumlarındaki bir tartışmasını gördüm. İlk yazıyı okudum, ardından ise ikinciyi. İkinciyi okumamla birlikte kahkahayı basmam bir oldu. Okuyalım:

» Read the rest of the entry..

Tags:

CarrieBazı filmlerin bir kısmını görüp, iyi bir film olduklarına anında karar verebilirsiniz. Carrie de öyle bir film benim için. Yer yer huzursuz ettiği doğru. Ancak tam bir korku filmi denemez. Daha çok okulda geçen bir teenager filmi.

Türkiye’deki okullarda pek bulunmaz bu ancak loser/nerd ve jerk ilişkileri Amerika’da çok problemlidir. Bununla ilgili belgesel bile izlemiştim. Loser/nerd’ler üzerinde öyle bir iz bırakır ki jerk’ler, gelecekte onlardan hala nefret ederler. Brian de Palma‘nın Carrie‘sinde de bir loser/jerk durumu bulunmakta. Carrie arkadaşları tarafından sürekli hor görülen ve bu yüzden kendine güveni olmayan bir kız. Lise son sınıfta ilk reglini olan birisi. Zaten film de bu olay ile başlıyor. Bu sahneyle Carrie ve kan ilişkisi de kuruluyor. Kan ve iğrençlik (~abject) konularına The Hunger yazımda biraz girmiştim. Aşağıdaki bulunan film görüntülerinde gördüğünüz gibi, filmin sonunda da kan ile ilintisi kuruluyor. Ancak bu sefer doğal bir şekilde değil. Ona eşek şakası yapan okul arkadaşları üzerine hayvan kanı döküyorlar.

» Read the rest of the entry..

Tags: , ,

VampyresKadınlar… Vampirler… Biseksüeller… Biseksüel vampir kadınlar: Vampyres.

Vampyres bariz bir sexploitation filmi ve her zaman ki gibi seksist bir film. Aslında biseksüel demek yanlış oluyor yukarıda. Çünkü filmlerin çoğu erkek izleyici için yapılıyor. Genel kanı ise erkeklerin iki kadını sevişirken izlemekten hoşlandıkları. Bununla birlikte, her ne kadar izlemek beğenilen bir aktivite olsa da, yanda gördüğümüz iki vampir kadının hemcinsleriyle ilintileri yok.

Her neyse, film her gün yoldan geçen erkekleri baştan çıkararak şatolarına götüren iki kadın vampirin öyküsünü anlatırken, bol bol çıplaklık ve seks sunuyor. İzlediğim sansürsüz versiyon bol bol gaze fırsatı veriyordu. Hatta aşağıda görüntülerini gördüğünüz duş sahnesinde kamera, yaprakların arkası ve röntgencilik hissi verecek diğer yerlerden de gösteriyor bize çifti.

» Read the rest of the entry..


Dementia 13Sanırım seksist olmayan bir korku filmi yok…

Dementia 13, Francis Ford Coppola‘nın ilk önemli filmi. Roger Corman ise, filmde prodüktör olarak bulunuyor. Dementia 13 bir korku filmi, fena film değil ancak oldukça seksist.

Filmdeki karakterlerin çoğu steryoptip: pek gelişmeyen değişmeyen ve görünce tanıdığımız karakterler. Konu kadınlar olunca onları tanımak çok daha kolay oluyor. Ancak önce erkeklerden bahsedelim. İlki Doktor Justin Caleb: olayları çözen, mantığın ve aklın sesi doktor/erkek tiplemesi. Richard da benzeri bir karakter. Neredeyse tek zeki ve gözü açık karakter.

Kadınlar da ne yazık ki bu olumlu tipler bulunmuyor.

» Read the rest of the entry..

Tags: , ,

Il CartaioDario Argento‘nun son filmi olan Il Cartaio (The Card Player) tam bir düş kırıklığı oldu. Önceki filmlerinden izlediğimi hatırladığım bir tek Suspiria var. Çok güzel bir film. Ancak bu, gerçekten vasat.
İnternet üzerinden polislerle poker oynayan bir seri katil. Kazanırsa, kaçırdığı kişileri kamera karşısında öldürüyor. Kaybederse serbest bırakıyor. Peh… Kötü bir öykü.

Aslında, sadece öykü de değil. Filmin anlatısı, yapısı, içeriği de oldukça basit ve Hollywood-vari.

İnternet, bilgisayarlar vs vs… Bu ayrı bir mevzu. Bundan 50 yıl önceki bilimkurgu filmler ve diğer kurmaca eserler, gelecekteki yaşama olan korkuyu gösterirlerdi. Daha sonra ise siberpunk geldi ve postmodern bir tutumla, bu korkuyu bir kenara attılar. Daha detaylı söyleyecek olursam: Başta teknoloji korkusu (örneğin Godard’ın Alphaville‘i), ardından siberpunk dönem (Blade Runner) ve şimdi de böyleleri. Teknolojiden korkma nedenimiz farklılaşıyor. Cep telefonlarına fotoğraf çekme özelliği eklenmesiyle başlayan rahatsızlığın benzeri. Anonimitenin artması, mahremiyetin kalmaması vs vs vs…

Bunlar hakkında çok bilgim yok… Bunlar dışında da oldukça boş bir film.

Tags: ,

Umut Yarına KaldıBir süredir Türk filmi izlemiyordum. Doğrusu ilaç gibi geldi. Digiturk’teki Sinematurk adlı kanalda ne var ne yok diye bakarım evde olduğumda, ancak her zaman ilginç bir şey bulunmuyor.

Her neyse… Yavuz Özkan’ın yönetmenliğini yaptığı bir film. Aynı zamanda başrollerde oynuyor. Yavuz Özkan, bir iki filmini bildiğim ancak kendisinden haberdar olmadığım bir isimdi. Beş filmini edindim, bunlar bitince diğer beşini de edineceğim.

Filme gelirsem… Her şeyden önce: güzel bir öykü, güzel bir anlatı, güzel bir sinema dili. Zaten 1980’lerden itibaren Türk sineması, pek kıymet bilinmese de, oldukça güzel filmlere kavuştu. Ya basit gibi görünen derin filmler oldular (Muhsin Bey, Züğürt Ağa gibi) ya da derin ve pek bu yüzden sıradan izleyici tarafından pek sevilmeyen filmler oldular. Umut Yarına Kaldı ikinci türden bir film bence. Çok derin bir öykü olmasa da, bazı şeyleri anlamak için açık gözlerle bakmak gerekiyor.

» Read the rest of the entry..


FrostbitenFrostbiten merak ettiğim bir filmdi. İsveç yapımı bir vampir filmi. Hatta Beyazperde‘nin dediğine göre Shaun of the Dead ve Cemetery Man‘e (yani Dellamorte Dellamore) benzeyen bir film.

Söyler misiniz ey Beyazperde’dekiler, nesi benziyor bu filmin onlara? Hangi vampir klişesi/geleneği Shaun of the Dead ya da Dellamorte Dellamore‘ye benziyor? Tamam, benzemesini komedi öğelerine bağlıyorsunuz ama, hiçbir şekilde iki filmdeki komedi kullanımı Frostbiten ile benzeşmiyor.

Kabul ediyorum, vampirlerin İsveç’te, yani yılın kayda değer kısmının karanlık geçtiği bir yerde bulunuyor olması güzel bir yenilik ve orijinal. Ancak geriye kalan her şey gerçekten klişe. Vampirler hakkında şimdiye kadar ne biliyorsanız bu filmde var. Fang’ler (diş), kan emme, ‘hayvani’ olma, haçtan ürkme, sarımsaktan rahatsız olma (argh! evet!) ve fazlası… Film klişelerle dolu ve ne olacağını tahmin etmek hiç zor değil. Birkaç gore sahnenin güzel olduğunu kabul ediyorum, ama bazı şeyler yine abartı yapılmış.

» Read the rest of the entry..

Tags: , ,

Night WatchBir arkadaşımın tavsiyesiyle edindiğim ve ilginç gözüken bu filmi geçen hafta edindikten sonra bugün izleyeyim diye oturdum.

Night Watch bir Rus filmi. Biraz da bu yüzden ilgimi çekmişti. Ancak filmi izlerken pek bu ilgiyi koruyabildiğini söyleyemeyeceğim. Çünkü filmin ilk bir saatinden sonra biraz sıkıldım ve dikkatim dağılmaya başladı. Zaten kafam başka bir şeyle meşguldü ve bu film de aklıma bazı fikirler getirdi.

Biraz da bu yüzden bu satırları yazıyorum. Aklıma gelen fikirleri söylemeyeceğim çünkü bu fikirleri bir şeyler üretmek için kullanabilirim.

Filmin incelemek için ilginç bir materyal olabileceği açık. Haftaya vaktim olmaya başlayınca tekrar izleyip, detaylı notlar alacağım umuyorum. Daha sonra detaylı yazı da yazacağım filmle ilgili.

Filmin, “vaş çüş efektlere bak!” diyecek birçok kişinin ilgisini çekeceğine eminim. Tamam, örümcek ayakları olan oyuncak bebek güzel bir fikir ve CGI ile birlikte hoş olmuş. Gerisi ise oldukça gereksiz.

Tags:

Akşam Gazetesi’nden biri IMDB’nin kurucusu Col Needham ile röportaj yapmış. Şu adreste.


The DescentYıllar önce ilk kez korku filmlerine merak saldığımda hatırlıyorum da… Evil Dead ve Evil Dead II‘yi arka arkaya izlediğim gün biraz huzursuz olmuştum. Oldukça önceydi ama bu. Yamyam filmlerinin en ünlüsü sayılabilecek Cannibal Holocaust‘u ilk izlediğimde ise bir tansiyon düşmesi yaşamıştım. Ancak hiçbiri gerçek anlamda korkutmamıştı. Sadece gerginlik ve kısa süreli huzursuzluk yaratmışlardı.

The Descent! Yıllardır böyle bir şey izlemedim. On yaşındayken Freddy’yi izlemek gibi bir deneyimden bahsediyorum. Dün, film bittikten sonra ‘Allah belanızı versin!’ dedim. Konuşamadım doğru düzgün huzursuzluktan… Şimdi umrumda değil o ayrı. :)

Filmle ilgili söyleyecek birkaç şeyim var.

» Read the rest of the entry..

Tags: ,

mumblings on life, literature, computers, media, whining, university life, movies, poetry, music, internet, procrastination, technology, media, horror, gender, blogging, concerts, film studies, wordpress, sexuality, vegetarianism, ideology, i greatly dislike sugar in my coffee, and all other unnecessary crap you would otherwise ignore.