Öncelikle, bugünden itibaren her günün şeteresini tutmaya karar verdim. Her gün yazmasam da genel olarak ne oldu ne bitti, ben ne düşündüm ve hissettim bunları yazmak istiyorum. Yazar ya da sanatçı olmadığıma göre, arkamda bu siteyi bırakabilirim. Ve, Ekşi Sözlükteki espriyi çalacak olursam; gelecekte bu siteyi arkeologlar bulur ve dili çözdükten sonra okurlar. Her neyse, her gün bir şeyler yazağımdan çok farklı olmayacaktır her günüm, ancak dikkatli bakıldığında ilginç şeyler oluyor aslında, ilginç anlatırsanız. Tekrar yapmadan lafı uzatmayı becerebilmek de buna katkıda bulunuyor.
Bugün ÜDS’ye girdim. Sabah 8:20 gibi uyandım. Daha doğrusu saatin 8:20 olduğunu sanarak. Sınav 9:30’da. Ancak bugün saatler bir saat ileri alınmış. Evde de kimsenin haberi yok. Sınava isteksiz girdiğim ev halkı tarafından bilindiğinden dolayı, saat konusunu bildiğim ancak söylemediğimle suçlandım. Herkes güvensiz olmuş, şaşmamalı. Her neyse… Babama sınava kaç dakikaya kadar geç girebilme hakkımın olduğunu sordum. Babam da ‘buna hak mı denir, sürenden yiyorsun’ gibi bir laf etti. Halbuki benim öğrenmek istediğim, olur da kapıdaki polis vs problem çıkarırsa, konuyu bilen birisi olmak ve gereksiz gecikmeleri önlemekti. Ayrıca buna hak denir, eğer bir süreden sonra içeri girmek yasaksa, öncesinde olan süre benim geç kalma payım ya da hakkımdır. Sözcüklere çok takılmamak gerekli, hepsinin içi boş zaten. Konuşmalarımızın yarısında insanları ya anlamıyoruz ya da yanlış anlıyoruz…

Her neyse… Demeyi unuttuğum gibi sınava Almanca’dan girdim. KPDS ve TOEFL İngilizce konusunda yeterli olacağından bu sınava Almanca girdim. Benim tercihim değildi gerçi. 80 soruda 40 yapmam yeterliymiş. Sınav kağıdını yan tutunca gözüken dalgalı grafiğin yarısı tutarsa sınavda başarılı olmuş oluyorum. Kimse de sen Almanca’dan böyle yapmışsın, konuş bakalım amcalara demeyecek gerçi. Ancak Türkiye’de bu işler böyle yürüyor. İlginç bir şekilde, düşük de olsa iyi bir sallama-tutma sonucu tam puan almak bile mümkün. Her neyse… Almanca’yla ilgili bildiğim tek şey şokoladen puding ve die lampe’yle sınırlı. A bir saniye, die Lampe olacak. Bunun dışında sözcüklerin anlamlarını tahmin edip yazılı şeylerin anlamlarını az çok tahmin edebiliyorum. Bu şekilde beş altı soruyu doğru yaptığıma eminim. Bunlar dışında, Almanca’da rölatif klausen‘ler nasıl oluyormuş onu da gördüm. Denen falan vardı şıklarda.

Sabah sınava girmeden birkaç dakika önce öğrendim ki, ÜDS’de üç farklı bölüm var o dilden yapabileceğiniz: Fen Bilimleri, Sağlık Bilimleri ve Sosyal Bilimler. Girdiğiniz alanla ilintili sorular alıyorsunuz, yani içerik olarak. Sosyal Bilimler de hep tipik sorular olur. Kim hazırlıyor bu soruları bilmiyorum. Kimseye bir şey dediğim yok, ancak ÖSS’de de bu sınavlarda da klişe çok fazla. Ya edebiyatın güzelliğinden ya da estetik, ahlak geyiğinden bahsederler. Bunlar da hep çok genellemelerle dolu olur. Yine böyle bir sınav bekliyordum. Evet, Almanca olduğundan anlamıyordum çok, ancak sözcükleri ve anlamlarını tahmin edebiliyordum. Bir çeviri sorusunda çocuklara kitap okumayı sevdirmekle ilgili küçük bir metin vardı. Bıkmamışmıydık biz bu tür şeylerden? Bir yerde de Aestethik‘le ilgili…

Okurken gülümsediğim başka bir yerse diyaloglar bölümündeydi. Frau Korcan ile Frau Başar’ın Kollektivismus ve Individuum (?) konularındaki konuşmalarıydı. Aklınız seksten başka bir şeye çalışmıyor… Interdisiplineeren (?) gibi bir sözcük de görüp şaşırmıştım.
Sınavı 10-15 dakikada bitirip geri kalan zamanda sorulara göz attım. 80 soruya utanmadan 180 dakika vermişler. Bir de ilk 90 dakika dışarı çıkma yasağı koymuşlar. Ben de bu süre içerisinde diğer bölüm sorularına baktım. ÜDS, geniş yaş aralığına hitap ettiğinden yaşıtlarım dışında yaşını başını almış insanlar da vardı. Çaprazımda oturan kişi kopya çekiyordu. Gıcırdayan amfi sandalyesinde hafifçe yükselip, boynunu da kaldırıp öndekine bakıp sonra gördüğünü sandığı soruyu kitapçığında bulmaya çalışıyordu. Vakit geçerken kitapçığın arkasında bulunan sınav kurallarını okudum. Zaten anne-babamdan dolayı biliyordum bunları, ancak zamanın geçmesine yardımcı oluyordu. Bu tür sınavlarda bir güzel kopya çekip, ardından ‘oh kimse çakmadı’ diye evinize gidip ayaklarınızı uzatıp çayınızı içebilirsiniz. Birkaç hafta sonra kendinizden emin sınav sonucunuzu beklerken kopyadan dolayı sınavınızın geçersiz olduğunu öğrenmeniz mümkün. Bana garip gelen ise, sınav kurallarında başka bir yaptırım olmamasıydı. Kısacası, bu sınav Üniversitelerarası Kurul Dil Sınavı olarak adlandırıldıysa ve bir şekilde akademik personel olan ya da olmak isteyen kişileri hedefliyorsa, daha ciddi yaptırımları olmalı. Gerçi, kopya durumunun ispatı konusu ayrı bir problem olur. Ancak yine de çok hafif bu haliyle.

Her neyse, sınavdan çıkıp eve geldim. Sabah kek ve poğaça ile başladığım kahvaltıma devam ettim. Biraz oyalandım ve bu yazıyı yazıyorum. Sanırım birazdan dinlenmek için uzanıp film izleyeceğim. Sonra da okumaya dün başladığım ve çok sevdiğim The Crying of Lot 49 adlı romana devam edeceğim. Postmodernist metinleri okumayı çok seviyorum. Sınıf arkadaşlarımın bir kısmı postmodern kuramları çok karamsar bulsalar da ben oldukça seviyorum. Bence insankızı ve oğullarının gelebileceği en iyi ve son nokta. İyi bir çağda yaşadığımızı söylemiyorum. Ancak yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren sosyal bilimler çalışmanın çok keyifli hale geldiğini düşünüyorum. Romana gelince… Söylemek istediklerini insanın gözüne sokarak değil de, bunu dil oyunlarıyla yapan bir roman. Shopping nuclei ne kadar güzel bir ifadedir… Kara mizah ve erotizm de ayrı bir tat katıyor benim beğeni anlayışıma göre. Chekov oyun/öyküleri gibi gereksiz sembollerle doldurulmamış bir roman olmasını da sevdim. Geçen dönemlerde okuduğum A Farewell to Arms ve Optimist’s Daugther gibi sembol bombardımanı yapmayan metin olması ona olan sempatimi artırdı. Gerçi önyargı illaki var. Postmodern şeyleri sevdiğim için olumlu bir beklentiyle okumaya başlıyorum. Diğer şeylerde ise okumak bile gelmiyor içimden. Ama perşembe sınav var… Nazi askerleri gibi okuyacağız.

Saat daha erken, ancak bugünlük bu kadar. Bu yazıda bazı sözcükleri çok fazla kullandım. Cümleleri değiştirerek alternatif şekillerde ifade etmeye çalıştım ancak hepsinde ya yapamadım ya da uğraşmak istemedim.

Ha bir de, dün arkadaşlara sordum. Doğru yanıtını bilmediğiniz her sorunun yanıtı C imiş.


This post has no comment.