Archive for March 2007

Öncelikle, bugünden itibaren her günün şeteresini tutmaya karar verdim. Her gün yazmasam da genel olarak ne oldu ne bitti, ben ne düşündüm ve hissettim bunları yazmak istiyorum. Yazar ya da sanatçı olmadığıma göre, arkamda bu siteyi bırakabilirim. Ve, Ekşi Sözlükteki espriyi çalacak olursam; gelecekte bu siteyi arkeologlar bulur ve dili çözdükten sonra okurlar. Her neyse, her gün bir şeyler yazağımdan çok farklı olmayacaktır her günüm, ancak dikkatli bakıldığında ilginç şeyler oluyor aslında, ilginç anlatırsanız. Tekrar yapmadan lafı uzatmayı becerebilmek de buna katkıda bulunuyor.
Bugün ÜDS’ye girdim. Sabah 8:20 gibi uyandım. Daha doğrusu saatin 8:20 olduğunu sanarak. Sınav 9:30’da. Ancak bugün saatler bir saat ileri alınmış. Evde de kimsenin haberi yok. Sınava isteksiz girdiğim ev halkı tarafından bilindiğinden dolayı, saat konusunu bildiğim ancak söylemediğimle suçlandım. Herkes güvensiz olmuş, şaşmamalı. Her neyse… Babama sınava kaç dakikaya kadar geç girebilme hakkımın olduğunu sordum. Babam da ‘buna hak mı denir, sürenden yiyorsun’ gibi bir laf etti. Halbuki benim öğrenmek istediğim, olur da kapıdaki polis vs problem çıkarırsa, konuyu bilen birisi olmak ve gereksiz gecikmeleri önlemekti. Ayrıca buna hak denir, eğer bir süreden sonra içeri girmek yasaksa, öncesinde olan süre benim geç kalma payım ya da hakkımdır. Sözcüklere çok takılmamak gerekli, hepsinin içi boş zaten. Konuşmalarımızın yarısında insanları ya anlamıyoruz ya da yanlış anlıyoruz…

» Read the rest of the entry..


İngilizceyi çok seviyorum. Nedenim ise öncelikli olarak şu: bir şeyleri ifade etmek daha kolay geliyor çoğu zaman. Anadil illaki güzeldir. Ama İngilizce’deki minimum sözcükle çok şey anlatma işini çok seviyorum. Aslında vereceğim örneğin ve bu yazıyı yazma nedenimin dil ekonomisiyle ilgisi de yok. Bu yazılar da sadece konuya girmek için bahane.

Rocket science! Ne kadar çok şey anlatıyor bu sözcük öbeği… Wtf? diyenler olacaktır. Ben de derim ki; ffs! rocket science ftl!

Tags:

The Curse of the Werewolf
The Curse of the Werewolf filmini geçen izlediğimde ciddiyetin yanında biraz da tebessüm vardı.

Filmdeki ilgili olay örgüsünü kısaca özetleyerek demek istediğim yere de geleceğim:

Öncelikle, önemli konu şu: filmde bir anlatıcı var. Bu anlatıcının daha sonra bir karakter olduğunu öğreniyoruz ve filmdeki olayları anlatıcının dilinden dinliyoruz. Filme geçecek olursak: Bir dilenci (cahil olduğunu öğreniyoruz) neden pazar günü olmadığı halde kilise çanlarının çaldığını sorar. Bardakiler markizin evlendiğini ve bunun, kutlamak için olduğunu söylerler. Dilenci, bardakilerden para ister. Bardakiler ise (dikkat, sosyal mesaj geliyor) kendi vergilerinin bu düğünde çarçur edildiğini ve gidip markizden para istemesini söylerler. İlginçtir ki, naif dilencimiz gerçekten de kaleye gider ve para ister. Birkaç olay sonrasında dilenci zindana atılır ve orada unutulur. Zindancı ve dilsiz kızı ona bakarlar. Zindancı bir süre sonra ölür ve artık büyümüş kızı ona yiyecek götürmeye devam eder. Bir şekilde dilsiz kız da zindana girer. İnsanlıktan çıkmış dilenci (görünüğü itibariyle kurtadam oldu olacak) dilsiz kıza tecavüz eder. Kız kaçar eder ve daha sonra anlatıcı tarafından bulunur. Anlatıcı, olayların böyle geliştiğini söyler…

» Read the rest of the entry..


Aslında tam olarak öyle değil. Ancak yazı başlığının biraz özetleyici olması gerekiyordu, bu yüzden öyle oldu. Her neyse… Konu şu ki;

Ne? bölümünü okuduysanız orada şöyle diyor:

» Read the rest of the entry..

Tags: ,

mumblings on life, literature, computers, media, whining, university life, movies, poetry, music, internet, procrastination, technology, media, horror, gender, blogging, concerts, film studies, wordpress, sexuality, vegetarianism, ideology, i greatly dislike sugar in my coffee, and all other unnecessary crap you would otherwise ignore.