Umut Yarına KaldıBir süredir Türk filmi izlemiyordum. Doğrusu ilaç gibi geldi. Digiturk’teki Sinematurk adlı kanalda ne var ne yok diye bakarım evde olduğumda, ancak her zaman ilginç bir şey bulunmuyor.

Her neyse… Yavuz Özkan’ın yönetmenliğini yaptığı bir film. Aynı zamanda başrollerde oynuyor. Yavuz Özkan, bir iki filmini bildiğim ancak kendisinden haberdar olmadığım bir isimdi. Beş filmini edindim, bunlar bitince diğer beşini de edineceğim.

Filme gelirsem… Her şeyden önce: güzel bir öykü, güzel bir anlatı, güzel bir sinema dili. Zaten 1980’lerden itibaren Türk sineması, pek kıymet bilinmese de, oldukça güzel filmlere kavuştu. Ya basit gibi görünen derin filmler oldular (Muhsin Bey, Züğürt Ağa gibi) ya da derin ve pek bu yüzden sıradan izleyici tarafından pek sevilmeyen filmler oldular. Umut Yarına Kaldı ikinci türden bir film bence. Çok derin bir öykü olmasa da, bazı şeyleri anlamak için açık gözlerle bakmak gerekiyor.

Filmdeki üç sanatçının (Yönetmen, Balerin ve Piyanist) yağmurda dans etmeye ve gökkuşağını bulmaya gitmeleri ve Şair Rantiye’nin çağırdığı fahişenin yağmurdan şikayet etmesi basit bir zıtlık. Sanatçının doğaya ve yaşama farklı gözlerle baktığı geyiğinden bıkmamış mıydık? (bkz. defamiliarization)

Filmde bazı yerler oldukça ironik… Yönetmenimiz, kendi ölümünün filmini çekmek üzere: son filmi. Herkes merakla soruyor, filmin konusu ne, hadi bitir de izleyelim diyerek. Bu sırada Lale Mansur ile tanışıyor ve bundan vazgeçiyor. Erkeklerin kadınlara karşı tutumlarınu görüyoruz bu durumda. Lale Mansur’un ayrılmak üzere olduğu eşi onun adına konuşuyor ve daha ilginç bir şekilde ‘sözcüklere takılma’ diyor.

Her şey iyi güzel de, bu güçlü kadın ve rahat/anlayışlı erkek imajı çok da içten değil. Şöyle ki: Bir karakterin ne kadar içten bir şekilde temsil edilğini ölçmenin bir yolu, onun metin içinde ne kadar değiştiğine bakmaktır. Kısacası, bu karakter metin boyunca sabit midir yoksa değişmekte midir? Lale Mansur’un değiştiğini görüyoruz filmde. Başta kendine güveni biraz eksik biri, daha sonra kendine güveni geliyor, kocasıyla ayrılma konusunda kararlı ve güçlü görüyoruz. Peki bu değişmelerin nedeni, ateşleyeni ne? Film boyunca ‘Yönetmen’ olarak adlandırılan Yavuz Özkan’ın ta kendisi. Kısacası, Lale Mansur’un güçlü bir kadın haline gelmesi, bir erkeğin/ataerkinin ateşlemesiyle oluyor. Zaten filmin sonunda da Lale Mansur eski kocasına geri dönüyor, Yavuz Özkan ile yakınlaşması sonrası.

Yavuz Özkan’ın durumu ne peki? Filmin başında, insanlıktan şikayet ediyor ve önceden de dediğim gibi kendi ölümünün filmini çekiyor. Lale Mansur ile tanışınca ve Mansur ona aşkını ilan edince oldukça mutlu oluyor. Mansur tekrar gidince, onu yine eski kötü haline dönüyoruz ve yeni filmini çekmeye başlıyor. Yeni film hakkında bir şey bilmiyor olsak da, öncekinden farklı olmayacağını söyledikleriyle ifade ediyor.

Şuraya gelmeye çalışıyorum: Filmde kadın, erkeğin yaşamını mahveden (Havva, Pandora, vs) bir steryotipten fazlası olamıyor.


This post has no comment.