Archive for July 2006

Dr. Jekyll and Sister HydeYapmak istediğiniz şeyler ömrünüzü aşıyorsa ne yaparsınız? Ölümü alt etmek için, Dr. Jekyll ölümsüzlük iksiri yapmaya karar veriyor.

Birçok kez beyaz perdeye uyarlanan Dr. Jekyll and Mr. Hyde‘ın bu uyarlaması, Jekyll’in süperegosu alınmış insana değil, bir kadına dönüşmesini konu ediyor. Hammer Studios’un (kült!) yaptığı filmde, Mrs. Hyde zamanla daha baskın olmaya başlıyor. Benim bahsetmek istediğim şey de bu noktada geliyor zaten.

Ancak öncelikle şundan bahsetmek gerekir: Bilim, bir tema olarak, -genelde- dinin ve tanrının karşısında bulunur edebiyatta. Dr. Jekyll‘da bunu konu alan bir öykü. Film de bu temayı barındırıyor. Zaten, ölümsüzlük iksiri ‘tanrıyı oynamak,’ onun yerini almaya çalışmakla eş tutulmuş sürekli. Dr. Jekyll, ölümsüzlük iksirini üretirken bir şeye gereksinim duyar: kadın hormonu. Bunu edinmek için ise sıkça ölü kadın bulmalıdır. Bir süre morgdan gereksinimini karşılar. Orası bittikten sonra ise gereksinim duyduğu şeyi kendi bulmalıdır.

» Read the rest of the entry..

Tags: , ,

Sanırım bu her şey için geçerli: Bir şeyi beğenmemizin koşulu o şeyin beklentilerimizi karşılaması ya da beklentilerimizin üstünde şeyler sunması.

Birçok şey için geçerli olduğunu düşündüğüm bu ifade, film için su götürmez bir gerçek haline geliyor. Peki nedir izleyicilerin filmden beklentileri? Bunu birkaç kategoride incelemek mümkün sanıyorum. Ancak hepsinin bir ortak yönü var: eğlenmek. Nasıl eğlendiğimiz ise beklentilerimizi oluşturuyor. Bir filmde gülmeyi bekliyorsak ve çok güldüysek, o filmi sevdiğimizi söyleriz. Korkmayı bekliyorsak ve çok korktuysak, yine beğendiğimizi ve eğlendiğimizi söyleriz. Entelektüel haz (jouissance) almayı bekliyorsak ve bunu karşıladıysa, yine eğleniriz. Kısacası, eğlenmek sadece gülmekle ilgili değil. Konuya geri dönecek ve yineleyecek olursak: eğlendiysek, genelde o filmden memnun kalırız.

» Read the rest of the entry..

Tags: ,

Konser yaklaşıyor. Olası setlist aşağıdaki gibi. Her konserde setlist‘in iki şarkısını değiştirip gerisini o şekilde tutuyorlar. Doğrusu yeni albümden bu kadar şarkı olmasını pek istemezdim. Ancak albüm turu ve yapacak bir şey yok. Setlist aşağıdaki gibi olacak (nerede benim sürprizim?)

» Read the rest of the entry..

Tags: ,

Savaş Ay’ı sevmem. Konu da o değil zaten. Gezinirken, şans eseri şu yazıyı buldum ‘Bokumda boncuk buldum…‘ adlı blog’da.

Yazı, Savaş Ay’ın Tuba Öztop (her kimse) ile yaptığı röportajı içeriyor. Metin halini ve gazetedeki taranmış haberi görebilirsiniz. Bence görün bir…

Savas Ay Roportaji

Tags: ,

Yıllar önce sinemada Intimacy (Mahremiyet) izliyordum. Birkaç sevişme sahnesinde yaşlıca bir teyze ‘cık cık cık’ demeden edemedi. Oldukça yüksek sesle yapıyordu ve birkaç seferden sonra cidden rahatsız olmaya başlamıştı. Ancak sadece gülüyordum.

Bir süre önce, şans eseri Silent Night, Deadly Night adlı filmin IMDB forumlarındaki bir tartışmasını gördüm. İlk yazıyı okudum, ardından ise ikinciyi. İkinciyi okumamla birlikte kahkahayı basmam bir oldu. Okuyalım:

» Read the rest of the entry..

Tags:

CarrieBazı filmlerin bir kısmını görüp, iyi bir film olduklarına anında karar verebilirsiniz. Carrie de öyle bir film benim için. Yer yer huzursuz ettiği doğru. Ancak tam bir korku filmi denemez. Daha çok okulda geçen bir teenager filmi.

Türkiye’deki okullarda pek bulunmaz bu ancak loser/nerd ve jerk ilişkileri Amerika’da çok problemlidir. Bununla ilgili belgesel bile izlemiştim. Loser/nerd’ler üzerinde öyle bir iz bırakır ki jerk’ler, gelecekte onlardan hala nefret ederler. Brian de Palma‘nın Carrie‘sinde de bir loser/jerk durumu bulunmakta. Carrie arkadaşları tarafından sürekli hor görülen ve bu yüzden kendine güveni olmayan bir kız. Lise son sınıfta ilk reglini olan birisi. Zaten film de bu olay ile başlıyor. Bu sahneyle Carrie ve kan ilişkisi de kuruluyor. Kan ve iğrençlik (~abject) konularına The Hunger yazımda biraz girmiştim. Aşağıdaki bulunan film görüntülerinde gördüğünüz gibi, filmin sonunda da kan ile ilintisi kuruluyor. Ancak bu sefer doğal bir şekilde değil. Ona eşek şakası yapan okul arkadaşları üzerine hayvan kanı döküyorlar.

» Read the rest of the entry..

Tags: , ,

Türk Telekom yine büyük reklamlarla indirimlerini gerçekleştirdi. Bu sefer %17.5 luk bir indirim de var gerçekten. Sus payı olsa gerek. Kotalı ADSL tarifelerinde hız 1 Mbit’de sabitlenmiş ve 512 kbps olanlarinki de iki katına çıkarılmış. Görünür de bir hızlanma var. Ancak 3, 6 ya da 9 Gb kota kimin ne işine yarar merak ediyorum. Tamam, iş yerleri ya da internetine fazla yüklenmeyenler için problem yok. Daha aktif kullananlar ne yapacak peki? Bu insanlar görece daha az ve zaten interneti sömürmekle suçlanıyorlar.

Aşağıya yeni ADSL tarifelerini ve benim internet kullanımımı koydum.

» Read the rest of the entry..


VampyresKadınlar… Vampirler… Biseksüeller… Biseksüel vampir kadınlar: Vampyres.

Vampyres bariz bir sexploitation filmi ve her zaman ki gibi seksist bir film. Aslında biseksüel demek yanlış oluyor yukarıda. Çünkü filmlerin çoğu erkek izleyici için yapılıyor. Genel kanı ise erkeklerin iki kadını sevişirken izlemekten hoşlandıkları. Bununla birlikte, her ne kadar izlemek beğenilen bir aktivite olsa da, yanda gördüğümüz iki vampir kadının hemcinsleriyle ilintileri yok.

Her neyse, film her gün yoldan geçen erkekleri baştan çıkararak şatolarına götüren iki kadın vampirin öyküsünü anlatırken, bol bol çıplaklık ve seks sunuyor. İzlediğim sansürsüz versiyon bol bol gaze fırsatı veriyordu. Hatta aşağıda görüntülerini gördüğünüz duş sahnesinde kamera, yaprakların arkası ve röntgencilik hissi verecek diğer yerlerden de gösteriyor bize çifti.

» Read the rest of the entry..


Bir ay ve bir hafta önce yazdığım Türk kargo firmaları ve mucizeleri başlıklı yazıya bir tane daha yazmak istemiyorum.

Bugün Yurtiçi Kargo paketimi getirmedi yine. Yanlış adrese gittiğinden. Şubeyle bir iki konuşma sonrası yine müşteri hizmetleriyle konuşmak zorunda kaldım.

Neden uslanmaz bu firmalar?


Dementia 13Sanırım seksist olmayan bir korku filmi yok…

Dementia 13, Francis Ford Coppola‘nın ilk önemli filmi. Roger Corman ise, filmde prodüktör olarak bulunuyor. Dementia 13 bir korku filmi, fena film değil ancak oldukça seksist.

Filmdeki karakterlerin çoğu steryoptip: pek gelişmeyen değişmeyen ve görünce tanıdığımız karakterler. Konu kadınlar olunca onları tanımak çok daha kolay oluyor. Ancak önce erkeklerden bahsedelim. İlki Doktor Justin Caleb: olayları çözen, mantığın ve aklın sesi doktor/erkek tiplemesi. Richard da benzeri bir karakter. Neredeyse tek zeki ve gözü açık karakter.

Kadınlar da ne yazık ki bu olumlu tipler bulunmuyor.

» Read the rest of the entry..

Tags: , ,

mumblings on life, literature, computers, media, whining, university life, movies, poetry, music, internet, procrastination, technology, media, horror, gender, blogging, concerts, film studies, wordpress, sexuality, vegetarianism, ideology, i greatly dislike sugar in my coffee, and all other unnecessary crap you would otherwise ignore.