The HungerThe Hunger… Kötü bir korku filmi olmasını tercih ederdim. Her neyse, önce birkaç bilgi vereyim filmle ilgili. Filmin yönetmeni Tony Scott, ve evet, Ridley Scott’ın kardeşi.

Filmde Catherine Deneuve, David Bowie ve Susan Sarandon başrolleri paylaşıyorlar. Blaylock (Deneuve) bildiğimiz kadın vampir. Filmde vampirliğin lafı edilmiyor hiç, dişli (fang) vampirler de yok. Ancak bilindik kadın vampir imgeleri bulunuyor: cinsellik, baştan çıkarma ve tabii ki kan.

Baştan çıkaran kadın vampir miti nasıl ortaya çıkmış bilmiyorum. Birkaç tahminde bulunacak olursam: Baştan çıkarma işi zaten Havva’ya dayanıyor. Birçok resimde, edebiyat eserinde ve filmde de görürüz kadınların erkekleri cinselliklerini kullanarak baştan çıkardıklarını. Peki bu vampir işi nedir? Vampir olgusunu sembolik düşünürsecek olursak: vampir nedir? kan içen. Kan içmek ne demek, yaşamı almak. Bram Stoker’ın Dracula‘sında bir karakter der ki: “Blood is the life/Kan hayattır” Yani, bir şekilde yaşamı elden almak. Psikanalitik bakarsak, biçare erkeğin iğdiş edilmesi olarak da yorumlanabilir.

Peki vampir başka nedir? Vampir kesinlikle kan ile ilintilidir. Elizabeth Bathory bunun en bilinen örneğidir: Yaşamını uzatmak için birçok kadını öldürmüş ve kanlarıyla banyo yapmış biri. Kan içerek yaşamını sürdürür. Kan ise kesinlikle kadınlarla ilintili bir imge/olgu: menstrüel kan. Bu da Kristeva’nın dediği, kanın saf olmama durumunu belirtir. Werewolf’ların/Kurtadamların her dolunayda canlanmasının nedeni de budur: dolunay her 28 günde bir olur, ay dönüşünü 28 günde tamamlar, aynı menstruasyon gibi. Vampir kadın olunca cinsellik başka bir boyut kazanıyor: lezbiyenlik.

Barbara Creed’den ©alıntı yaparak devam edeyim. Creed, Kristeva’nın kuramları üzerine oturttuğu görüşlerinde diyor ki: Eşcinsel erkek vampir şimdiye kadar yok. Kadın zaten, erkek olmadığı için abject (bunu açıklamak çok zor, en iyisi minik bir araştırma) konumunda. Başka bir kadınla olan ilişkisi ve kan, kadın vampiri iki kez abject yapıyor.

Miriam ve Sarah arasında geçen güzel bir konuşma var:

Sarah: Çaldığınız parçanın adı ne?
Miriam: Delibes’in Lakmé’si. Lakmé, Hindistan’da bir Brahma prensesidir. Melike adında bir kölesi varmış.
S: Melike.
M: Sihirli bir bahçede, suyun üstünden sekip nehrin kaynağına gidişlerinin şarkısını söylüyorlar.
S: Bu bir aşk şarkısı mı?
M: Dediğim gibi, iki kadın tarafından söyleniyor.
S: Aşk şarkısı gibi görünüyor.
M: O zaman öyledir.
S: Bana kur mu yapıyorsunuz Bayan Blaylock?
M: Bana Miriam de.

Ne kadar sembolik. Bir prenses ve kölesi… Miriam bir iki yüzyıl genç kalıp, ardından hızla yaşlanmaya başlayan erkek ve kadın sevgililerini evinin bir yerinde, tabutlar içinde saklıyor. Ruhları yaşıyor ancak bedenleri gitgi de bozuluyor. Her biri ayrı ayrı sevgilileri oluyor ve hepsini seviyor: “Sizi seviyorum! Hepinizi seviyorum!” Poligami kuralını da çiğnemiş oldu yani.
Creed’e göre, Miriam karakteri abject’tir, çünkü ömür boyu yaşam vaat eder. Sevgilileri asla yaşlanmayacaktır ve bedenleri güçlü kalacaktır. Ancak bu böyle olmaz. Miriam sevgililerinin bedenlerinin bir gün bozulacağını bilir, John’da (Bowie) olduğu gibi. Bu yüzden Miriam, kötü annedir (bunu anlamak için biraz psikanaliz bilgisi gerekiyor). Annenin küçük bebeği sütüyle beslemesi gibi, Miriam da sevgililerini besler ve nasıl beslenileceğini öğretir. Filmde Miriam, Sarah’a (Sarandon) der ki:

Geri döneceksin. Açlık dayanılmaz hale gelince aklını yitireceksin, beslenmen gerekecek ve nasıl besleneceğini öğretmem için bana ihtiyacın olacak.

Açık bir anne-çocuk ilişkisi, kan ve sütün karışması. Creed, Ernst Jones’dan alıntı yaparak, bunun başka bir uzantısını şöyle ifade ediyor: kadın vampirin kanı emmesi, oral seksle eşdeğerdir. Masum erkeğin kanını, spermini emer gibi içer. Ancak, vampir aynı zamanda ısırma tehlikesini barındırır. Bu yüzden, iğdiş edilme tehdidiyle bir bütündür.

İnternette yaptığım küçük araştırma, The Hunger‘ın içerdiği lezbiyen sahneden dolayı popüler olduğunu söylüyor. Erkeklerin eşcinsellikten iğrenip, lezbiyenlere bayılmaları ne kadar ilginç.
Toplumsal cinsiyet (gender) konularında çok da kapsamlı olmayan bu yazı, genel bir başlangıç sağlayacaktır. Aşağıda bulunan filmden görüntülerde, bahsettiğim bazı şeyleri görebilirsiniz. Baştan çıkarma mevzusu, yaşlanan John, lezbiyen sahne, kan emme ve final.

[rate 3]

The Hunger - 1 The Hunger - 2 The Hunger - 3

The Hunger - 4 The Hunger - 5 The Hunger - 6
The Hunger - 7 The Hunger - 8 The Hunger - 9
The Hunger - 10 The Hunger - 11 The Hunger - 12
The Hunger - 13 The Hunger - 14 The Hunger - 15
The Hunger - 16 The Hunger - 16-2 The Hunger - 17
The Hunger - 18 The Hunger - 19 The Hunger - 20


This post has 2 comments.

  1. […] The Hunger ile ilgili yazıda bahsettiğim vampirler ve uzantıları konularına tekrar değinmeyeceğim, aynı şeyler burada da geçerli. […]

  2. […] Türkiye’deki okullarda pek bulunmaz bu ancak loser/nerd ve jerk ilişkileri Amerika’da çok problemlidir. Bununla ilgili belgesel bile izlemiştim. Loser/nerd’ler üzerinde öyle bir iz bırakır ki jerk’ler, gelecekte onlardan hala nefret ederler. Brian de Palma‘nın Carrie’sinde de bir loser/jerk durumu bulunmakta. Carrie arkadaşları tarafından sürekli hor görülen ve bu yüzden kendine güveni olmayan bir kız. Lise son sınıfta ilk reglini olan birisi. Zaten film de bu olay ile başlıyor. Bu sahneyle Carrie ve kan ilişkisi de kuruluyor. Kan ve iğrençlik (~abject) konularına The Hunger yazımda biraz girmiştim. Aşağıdaki bulunan film görüntülerinde gördüğünüz gibi, filmin sonunda da kan ile ilintisi kuruluyor. Ancak bu sefer doğal bir şekilde değil. Ona eşek şakası yapan okul arkadaşları üzerine hayvan kanı döküyorlar. […]