Archive for June 2006

Tanık olup da isim koyamadığımız şeyler vardır ya, bu da onlardan bir tanesi. Toplu taşıma araçlarında sık sık tanık olunan bir şeydir. Bugün saçımı kestirmek üzere yola koyuldum ve dolmuşa bindim. Dolmuş aynı zamanda Gazi Hastanesi tarafından geçtiğinden, hastaneye giden insanlar da biniyorlar.

Bugün bir teyze bindi dolmuşa, sordu ki, “Gazi Hastanesi’nden geçer mi yavrum?” Evet teyze, gel faslından sonra, ilk göz göze geldiği başka bir yaşlıca teyzeye “hastaneye gidiyorum da” dedi. Teyzeye yer verdim, bu sefer ben kalkmadan önce yanımda oturan diğer bir orta yaşlı kadınla konuşmaya başladı hasteneler üzerine. Bu sırada başka bir teyze dolmuşu durdurdu ve bindi. Birkaç saniye sonra ise “Ay! Sağlık karnesini unuttum bak” dedi ve indi “afedersin oğlum” diyerek şoföre. Akabinde, biraz önceki teyze yine yanındakine “Aa, bak, unutmuş sağlık karnesini… Geceden hazırlamak gerek. Ben de çıktıktan sonra kontrol ettim durdum asansörde, dışarıda” dedi.

Ne tatlılar :)

Tags:

The DescentYıllar önce ilk kez korku filmlerine merak saldığımda hatırlıyorum da… Evil Dead ve Evil Dead II‘yi arka arkaya izlediğim gün biraz huzursuz olmuştum. Oldukça önceydi ama bu. Yamyam filmlerinin en ünlüsü sayılabilecek Cannibal Holocaust‘u ilk izlediğimde ise bir tansiyon düşmesi yaşamıştım. Ancak hiçbiri gerçek anlamda korkutmamıştı. Sadece gerginlik ve kısa süreli huzursuzluk yaratmışlardı.

The Descent! Yıllardır böyle bir şey izlemedim. On yaşındayken Freddy’yi izlemek gibi bir deneyimden bahsediyorum. Dün, film bittikten sonra ‘Allah belanızı versin!’ dedim. Konuşamadım doğru düzgün huzursuzluktan… Şimdi umrumda değil o ayrı. :)

Filmle ilgili söyleyecek birkaç şeyim var.

» Read the rest of the entry..

Tags: ,

Dün bir süre beyin fırtınası yaptıktan sonra, bugün ilk niyet mektubumu (statement of purpose) yazmaya başladım ve tamamını yazdım. Başlangıç için iyi oldu gibi. Tabii ki, her şeyde olduğu gibi, bunda da asla bitiş yoktur. Daima daha iyi bir şeyler çıkabilir. Önümde bitirmek için yaklaşık iki haftam var. Son haline getirmek için iyi bir süre. Detay vermiyorum, eşek ve karpuz kabuğu ilişkisinden dolayı :)
Bunun dışında, bu ara can sıkıntısından tekrar Command & Conquer: Generals oynamaya başladım. Zaten basit oyun, yarım saatte bitiyor genelde. Kafa dağıtmak için, değişiklik için ideal.

Bir de beş-altı gündür Googlebot sitemi crawl ediyor. Amma yazmışım, bitiremedi hala :). Şaka maka, bu 101. yazım. 1001 olunca esprisini yaparız artık, her gece bir tane diyerek (pek intertextual oldum)…

Tags: , ,

In May 2006, Marc Hodges released his plugin Starred Review, which lets you post reviews easily. However, for some reason, the plugin didn’t work on PHP 4.x’s. Working with other people revealed that the problem was that the plugin could not get the directory names in the images directory. Another problem with the plugin was the (no offense!) messy stylesheet. With the help of other people and a little work, I could get it to work too.

To start with how to get the plugin to work, read below:

» Read the rest of the entry..

Tags:

Bugün çok hoş bir gündü. Gözdeciğimle güzel bir gün geçirdik. Sonra da rakı içtik birlikte. Muradıma ermiş oldum bende :)

Özlemişim tadını…

Kaydedilsin bugün arşivlere…

Tags:

MSN Messenger 7.5’ten sonra, bir süredir geliştirilen ve beta sürecinde olan versiyon 8 ya da yeni adıyla Windows Live Messenger 20 Haziran’da çıktı.

Yeni Messenger versiyonunda, ICQ’dan birçok arak özellik bulunuyor. Örneğin dosya paylaşım klasörü eklenmiş, ya da artık upuzun ve abuk subuk arabesk takma adı olan kişilerin, takma adlarını istediğiniz gibi değiştirebiliyorsunuz. Artık offline/çevrimdışı mesaj atma fasilitesi de eklenmiş, ki iyi olmuş. Büyük eksiklikti.

İndirmek için bu adrese bakabilirsiniz. Size zorla Türkçesini indirtiyor bu site. Eğer İngilizcesini kullanıyorsanız download.com‘dan aratarak indirebilirsiniz. Messenger reklamlarından ve diğer gereksiz şeylerinden kurtulmak için A-Patch adlı yamayı da kullanmanızı öneririm.


Night of the Bloody ApesOh boy!

Ne kadar kötü bir film! Arkadaş ortamında ve biraz alkolle güzel olabilir. Her neyse, Night of the Bloody Apes, 1969 yapımı bir Meksika filmi. Gore sahneler bulunuyor ancak pek de korku filmi sayılmaz.

Film hakkında kısa bilgi verecek olursak: bildiğimiz ‘çatlak bilimadamı’ filmi. Oğlu ölüm döşeğinde olan bir doktorun, oğlunu, ona goril kalbi naklederek kurtarmaya çalışması. Tahmin edeceğiniz gibi, bu nakil sonrası oğul Julio gorile dönüşüyor. [ek: yazmayı unutmuşum, daha sonra da ölmek üzere olan bir kadının kalbini naklediyorlar. Bu ameliyat sonrası Julio’nun efemine olmasını bekliyordum dört gözle, ama olmadı :). O filmi de ben çekeceğim inşallah.] Ancak cinsellik gibi insani ihtiyaçları devam ediyor. Hayvanlaşmak dışında, bir nevi Dr. Jekyll ve Mr. Hyde durumu aslında. Ama bu filmde çıplaklığın kullanımı bunu göstermek için değil pek tabi: daha fazla izleyici çekmeye çalışmak. Erkeklerin ölüşünü detaylı olarak görürken, kadınların vücutlarını görüyoruz. Bazı detaylar Hawthorne’un “The Birthmark” öyküsünü oldukça hatırlatıyor aslında. Örneğin bu filmde de bir ocak bulunuyor, öldürülenlerin yakıldığı.

» Read the rest of the entry..


Little Shop of HorrorsThe Little Shop of Horrors, Roger Corman’ın onlarca düşük bütçeli filmlerinden biri. Film, iki günde çekilmesiyle ünlü. Hatta, iki günde çekilmiş en iyi film olduğu da söylenmekte.

Film, oldukça tuhaf, grotesk ve komik…

Filmi komik yapan şeylerden birisi, Seymour hariç her karakterin steryotip olması. Seymour’ın annesi hastalık hastası bir kadın. İşvereni Mushnik, işler iyi gitmeye başlayınca Seymour’ı oğlu yerine koyan paragöz birisi. Audrey para ve başarının arkasından koşan bir kadın. Sürekli, şu kişi öldü bu kişi öldü diye gelen başka bir kadın var. Jack Nicholson’ın oynadığı küçük bir karakter ise mazoşist bir adamı oynuyor.

Filmde oldukça tuhaf şeyler var. Seymour şans/kaza eseri katil oluveriyor. “Beni besle! Beni besle” diye seslenen bir bitki de cabası.

» Read the rest of the entry..


The HungerThe Hunger… Kötü bir korku filmi olmasını tercih ederdim. Her neyse, önce birkaç bilgi vereyim filmle ilgili. Filmin yönetmeni Tony Scott, ve evet, Ridley Scott’ın kardeşi.

Filmde Catherine Deneuve, David Bowie ve Susan Sarandon başrolleri paylaşıyorlar. Blaylock (Deneuve) bildiğimiz kadın vampir. Filmde vampirliğin lafı edilmiyor hiç, dişli (fang) vampirler de yok. Ancak bilindik kadın vampir imgeleri bulunuyor: cinsellik, baştan çıkarma ve tabii ki kan.

Baştan çıkaran kadın vampir miti nasıl ortaya çıkmış bilmiyorum. Birkaç tahminde bulunacak olursam: Baştan çıkarma işi zaten Havva’ya dayanıyor. Birçok resimde, edebiyat eserinde ve filmde de görürüz kadınların erkekleri cinselliklerini kullanarak baştan çıkardıklarını. Peki bu vampir işi nedir? Vampir olgusunu sembolik düşünürsecek olursak: vampir nedir? kan içen. Kan içmek ne demek, yaşamı almak. Bram Stoker’ın Dracula‘sında bir karakter der ki: “Blood is the life/Kan hayattır” Yani, bir şekilde yaşamı elden almak. Psikanalitik bakarsak, biçare erkeğin iğdiş edilmesi olarak da yorumlanabilir.

» Read the rest of the entry..


Yaklaşık bir ay önce yazdığım yaz planlarıma ne kadar uyduğumu düşündüm bugün.

Edebiyat Sözlüğü’nü MediaWiki’ye geçirdim, biraz düzenleme ve terimlerin taşınması işi kaldı.

Her gün en az bir film izliyorum. Bugün izlemedim örneğin, ancak günde iki tane izlediğim de olmuştu. Ona sayayım.

MP3 arşivimden 250 kadar albümü sabit diske attım ve yarısını tag’ledim. Geriye kalan 8000 kadar albümü de bir ara yaparım herhalde. Başlamak bitirmenin yarısıdır ya…

Site temasını Blix’ten Connections’a değil, Laila’ya çevirdim, ki çok daha güzel bir seçim oldu. Üstelik sevgili Samet’in yaptığı başlık resimleri (üstteki rastgele çıkan on küsür resim) ayrı bir güzellik kattı.

Gezme tozma işini yapmaktayım az çok. Diğer şeyleri de yaparım belki.


mumblings on life, literature, computers, media, whining, university life, movies, poetry, music, internet, procrastination, technology, media, horror, gender, blogging, concerts, film studies, wordpress, sexuality, vegetarianism, ideology, i greatly dislike sugar in my coffee, and all other unnecessary crap you would otherwise ignore.